Nis
10

İstanbul’da Lale Devri

İstanbul’da Lale DevriDersimiz tarih, coğrafya ve sanat :)

Tarih : Vikipedi‘den güçlendirdiğimiz bilgilere göre; yüzyıllar önce, 1718-1730 yılları arasında Osmanlı Devleti’nde yaşanmış olan döneme verilen isimdir. Avusturya ile imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlamış ve Patrona Halil İsyanı ile son bulmuştur. Bu dönemde devletin başında bulunanların zevk-i sefa içinde hayat sürdükleri devleti yönetmek ile ilgilenmedikleri söylenir. Lale devri adı ise, o zamanlar İstanbul’da yetiştirilen lale çiçeklerinden gelmiştir.

Coğrafya : Anavatanı Kazakistan olan lale Osmanlı Devletinde de ün yapmıştır. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Hollanda Kralı’na gönderilmesi ile Avrupa‘ya açılmıştır ve günümüzde en fazla lale üreten ülke ünvanını da Hollanda eline almıştır. Doğuda doğup büyüyen bu kültür şu anda Avrupa tarafından sahiplenilmiş durumdadır.

Sanat : Bir şarkıdır, iki çiçektir. Aslında sadece çiçektir. Şarkıda çiçek kaynaklı gelmektedir. Aslında çiçek devire devirde şarkıya kaynak olmaktadır. Sezen Aksu yazmış Sibel Can seslendirmiştir. Şarkı tarafına bu kadar yeter deyip çiçek tarafına geçiyoruz.

Zaten görünüşünde bir asalet bir sanat vardır lale çiçeğinin… Bir de bu laleler ile çevre düzenlemesi yapmak vardır. Baharın gelmesi ile birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Kocaeli Belediyesi’nin yol kenarlarındaki yeşillikleri laleler ile süslediklerini gördüm. Kimi milyarlar gitti diyor, kimi çalınacaklar diyor ama ben görüntüsü ile ilgileniyorum gerisini pek de önemsemiyorum. Gerçekten mükemmel bir sanat yatıyor bu işin içerisinde. Gördüğüm semazen figürleri ve Türkiye yazıları Van Gogh‘un veya Picasso‘nun ne olduğu belli olmayan devamı…

Slayt Gösterisi Başlat PicLens
Mar
20

Parlayamayan Bir Yıldız, Kenter ve Ben Anadolu

Mart ayının ikinci Salısı.Yani ayın 11 i akşam 20:00 seansı için yaklaşık 20 gün öncesinden afişler basıldı.Kartal Sanat Tiyatrosunda dev isim; Yıldız Kenter ve Ben Anadolu..

Önce hocalarımız Yıldız Kenter gibi şahane bir oyuncunun Kartal’a geleceğini müjdeledi bize. Çok çok iyi bir oyun olduğunu fiyatının da bayağı yüksek olmasına karşın imkan bulup bir şekilde gitmemiz gerektiğini söylediler. A bir de eklediler “tabi bilet bulabilirseniz” diye!!

Tiyatroya gayet rahat gittim 15 gün öncesinden yani bilet bulmamak söz konusu dahi olamaz diye… Görevlinin verdiği cevap; “çok geç, afiş basıldıktan 2 gün sonra tüm biletler bitti… Rezervasyon ertelenirse belki, isminizi alayım ben sizin?” Tüh.. E peki..
Neyse birisi rezervasyonu iptal etmiş ertesi gün Elif Canım ve ben biletlerimiz elimizde… Sahneye biraz uzak ya? Boşversene ayakta bile razıydık… Ayyy Yıldız Kenter…

Bir şeyler yedik ve gittik, tiyatronun önü içi pek doğal olarak tıklım tıklım… Yaş ortalamasına bakacak olursa tahmin edileceği üzere biraz orta yaş hatta üstü… Biz de “demek var her semtte böyle tipler” diyip bir gülüştük…

Saat sekizi geçip hâlâ daha kapının açılmadığını görünce sorduk, ufak bir gecikme olduğunu ve buçukta başlayacaklarını söylediker…

Biz buçukta içeri girdik, Mehmet Birkiye çıkıp gergin yüzleri biraz gülümsetmek için bir kaç olay anlatıp biraz espri yapıp havayı yumuşatmaya çalıştı… Alışıldık şeyler; “hata benim Yıldız Hanım çok kızdı af edersiniz!10 dakikaya geliyor Yıldız Hanım!!”
Saati ettik dokuz … ve huzurlarımızda  ben Anadolu…

Başlangıç büyüleyici müzik eşliğinde, ışıklandırma ve yılların oyuncusu Yıldız Hanım’ın sesi, daha ilk adımı, devamı…

Mar
18

18 Mart Çanakkale Zaferi

Ne bir anlatıma gerek var ne de bi söze, Mehmet Akif Ersoy’un bu şiiri herşeyi anlatıyor.

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb. devamı…

Mar
07

İstanbul’da Zamanın Dans Edişi

CopLux TempMuhtarlıklardaki kayıtlara göre 23 Milyon, sayımlara göre 13 Milyon civarında rekor bir nüfusa sahip olan, Bombay ve Mexico’dan sonra en kalabalık şehir ünvanını elinde bulunduran İstanbul’da her gün bir şeyler değişiyor. Bazı şeyler rutin olarak tekrarlanıyor bazı şeyler ise ilk kez gerçekleşiyor. Farkında olmadan, zaman hızlıca akıp geçiyor.

Şöyle uzaktan, hoş bir müzik eşliğinde İstanbul’a bakmak isterseniz, zamanın, doğanın, araçların ve insanların İstanbul’daki günlük hareketlerini görmek isterseniz buradan buyrun. Zaman İstanbul’da dans ediyor…

Slayt Gösterisi Başlat PicLens
Başa dön