Şub
13

Lost ve Kayıp Dizilerimiz

Gerçek Lost ve Lost Dizilerimiz     Fazla televizyon izleyen birisi olmadığım için Türk dizilerinden bihaberim diyebilirim. Gazetelerin televizyon eklerinde gözüme çarptıkları kadarlar. Yalan söylemeyeyim takip ettiğim bir dizi vardı : Kavak Yelleri. Onu da iki hafta önce bıraktım. Bir zamanlar da Yalancı Yarim‘i izlerdim ve talihsiz bir şekilde son bulmasaydı sanırım izlemeye de devam ederdim. Ancak hepsinin cılkı çıkıyor zamanla, senaristler geniş düşünemiyorlar, imkansız (yeri geliyor seviyesiz) olaylara başvurup kurtarmaya çalışıyorlar ve batırıyorlar.

Kendi alanında en iyi olanlardan bazıları yaptıkları işi devam ettirmeyi aniden bırakırlar. Sevenlerini veya hayranlarını ne kadar üzücü olsa da en iyisi budur çünkü, tadı damakta kalır, özlemle hatırlanır. Mesela artistik patinajda “King of Ice - Buzun Üstündeki Kral” olarak bilinen Evgeni Plushenko kariyerinin en iyi yerinde kaymayı bıraktı. Devam etse daha da yükseklere çıkabilecekken bıraktı, tadı damakta kalan cinsten oldu yani. (Gerçi geri döneceği şeklinde sevindirici haberleri geziniyor ortalıkta) Neyse gelelim dizilere. Bizim dizicilerimiz ise nerede bitirmeleri gerektiğini bilmiyorlar, azıtıyorlar da azıtıyorlar, izlenme oranları düşünce de aniden ortadan kaybolurlar. Haftalarca aşağılanarak hatırlanıyorlar, yıllar sonra da “bir zamanların en kötü dizileri” diye… Gözümde bir Avrupa Yakası var hakkını veren. Döktürüyor Gülse Birsel ancak onun bile bazen baydığı oluyor. Bir başka yerden toparlamayı becerince de affediliyor.

Neden bu kadar yüklendiğimi soracak olursanız söyleyeyim. Bir su gibi içip bitirmiştim Lost‘un ilk üç sezonunu ve şimdi dördüncü sezonu başladı. Biraz önce 2. bölümünü izledim ve her bölümde olduğu gibi yine hayran kaldım. Adamlar yazıyor ve grev yapma hakları var. İstedikleri parayı hak ediyorlar onlar, milyon dolarlarla film değil dizi çekiyorlar, izlenen dizi çekiyorlar. Bizimkilerden film maliyetinde dizi beklemek acımasızlık olur ancak elindeki ile adam gibi birşeyler yapmayanı, sağdan soldan, yabancı kanaldan çalanı, üretmeyi düşünmeyip sadece tüketeni de acımasızca eleştirmek lazım. Senaristcikler, bırakın dizicik yazmayı da Lost izleyin. İzleme kısmını yaptığınıza inanıyorum, çalacak birşeyler var mı diye :) de yazma(!)yı bırakma kısmını da yapsanız tam süper olacak.

Lost hakkında haber3′den okuduklarım;

2010 yılında bitecek

Lost, ilk olarak Amerika’da ABC kanalında 2004 yılında yayınlandı. İlk bölümün maliyeti 5 milyon dolardı. Bu faturayı gören kanal yetkilileri, gözyaşına bakmadan yapımcı müdürü işten attı. Dizinin konusu kısaca şöyle; Oceanic Havayolları’na ait 8-15 sefer sayılı yolcu uçağı Avustralya-Amerika seferi sırasında Büyük Okyanus’ta bir adaya düşer. 48 yolcu kurtulur! Ada bildiğimiz adalardan değildir. Yolcular da adanın bildiği yolculardan değildir. Her şey gizemli bir hal alırken, yolcular da adadan kurtulmayı başaramaz… Adadaki kutup ayısı, lanetli sayılar, kahramanların okudukları kitaplar!.. Dev bir labirent gibi bu dizi; çıkışı bulayım derken daha da içine dalıp, daha da kayboluyorsunuz. Ama merak etmeyin LOST’un yapımcıları Damon Lindelof ve Carlton Cuse dizinin 2010’daki finalinin kesinlikle ‘mantıklı’ ve ‘tatmin edici’ olacağına dair söz veriyor…

İzlenme rekorları kırdı


Birinci sezon ortalama 16 milyon izleyici İkinci sezon ortalama 15.5 milyon izleyici Üçüncü sezon ortalama 17.8 milyon izleyici

tamamı için tıklayın…

Slayt Gösterisi Başlat PicLens

Yorum yok

Yorum yap

Henüz yorum yok.

Yorumlar için RSS   Sitenizden Geri izleme

Yorum yap

Başa dön